- Genel Olarak Tanıma ve Tenfiz
Mahkeme kararları ilke olarak verildikleri ülke sınırları içerisinde etki doğurmaktadır. Yabancı mahkemeler tarafından verilen kararların Türkiye’de hukukî sonuç doğurabilmesi için kararın eda hükmü içerip içermemesine göre, tanıma veya tenfiz davası açılmalı ve bu yönde bir kararın verilmesi gerekmektedir. Yani bu durumda yabancı mahkeme kararının diğer bir ülkede etki doğurabilmesi kendiliğinden olmaz, yargısal bir işlemin yapılması gerekmektedir. Bu yargısal işlem de tanıma ya da tenfizdir. Tanıma ve tenfiz davası 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un (MÖHUK) 50 vd. hükümlerinde düzenlenmiştir.
Yabancı mahkeme kararların bir başka ülkede etki doğurması için geliştirilen tanıma ve tenfiz kurumu, hak kayıplarının önüne geçmek, adil yargılamayı sağlamak ve yargılama ekonomisi ihtiyacına çözüm olabilmek için işlevseldir. Bahsi geçen kurumların tek başlarına çözüm olabildiklerini söylemek de doğru olmayacaktır. Diğer hukuksal araçların da kendi içinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Yazımızın konusu gereği tanıma ve tenfiz kurumunu inceleyeceğimiz için diğer hukuksal araçlara değinmeyeceğiz.
Yabancı mahkemelerin vermiş olduğu kararların tanınması ve tenfizi kural olarak MÖHUK’a göre yapılmaktadır. Fakat konu hakkında milletlerarası sözleşme hükümleri saklıdır[1].
Tanıma ve tenfiz kurumu birbirinden farklı ama birbirine birkaç açıdan da benzer iki kurumdur. İki kurumun benzerliği, tanıma veya tenfiz kararı verildiğinde yabancı mahkeme kararının bir başka ülkede etki doğurabiliyor olmasından gelmektedir. Birbirinden ayıran durum ise, tanımada yabancı ülke mahkeme kararı Türkiye’de kesin hüküm değerinde olmaktadır. Tenfizde ise, yabancı mahkeme kararının kesin hüküm teşkil etmesine ek olarak bu kesin hükmün, Türkiye’de icra edilebilir hale gelmektedir.

Yabancı mahkeme kararı hakkında tanıma kararı verilmesi durumunda yabancı mahkeme kararı kesin hüküm teşkil eder ve dolayısıyla kesin delil kuvvetinde olur. Bu karara dayalı olarak Türk makamlarında idari işlem de yapılabilir.
Tanıma ve tenfiz kararı ile yabancı mahkeme kararı tıpkı Türk mahkemelerinde verilmiş bir karar gibi olmaktadır.
- Vasi Tayininde Tanıma ve Tenfiz
Vasi tayini 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 396 vd. hükümlerinde düzenlenmiştir.
5490 sayılı Nüfuz Hizmetleri Kanunu’nun 7.maddesi uyarınca vesayete ilişkin hususlar nüfus kütüğüne yazılır. Bu halde, yabancı mahkeme kararları nüfus kütüğüne tescil edilmelidir. Fakat bu durumun olabilmesi yani görevli memurun tescil işlemini yapabilmesi için yabancı mahkeme kararının Türk mahkemeleri tarafından tanınması gerekmektedir.
Vasi, velayet altında olmayan küçüklere ve kısıtlama gerektiren kişilere atanır. Kanun koyucu, kısıtlama gerektiren kişileri genel olarak;
- Akıl hastalığına ya da akıl zayıflığına sahip olanlar,
- Savurganlık, alkol ya da uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşam tarzı, kötü mamelek yönetimi bulunanlar,
- Özgürlüğü bağlayıcı ceza alanlar[2],
- Yaşlılık, engellilik, deneyimsizlik ya da ağır hastalık nedeniyle istek üzerine kısıtlanmak isteyenler
olarak sıralamıştır.
Vasi tayin edilmesine ilişkin yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’de etki doğurabilmesi için kural olarak tanınması yeterlidir. Vasi tayini kararı inşaî bir karardır. İnşaî kararlar verildiği anda etki doğurur. Dolayısıyla tanıma kararı yabancı mahkeme kararının Türkiye’de etki doğurması için yeterlidir. Eğer vasi tayini kararı tespite ilişkin bir karar ise bu durumda da tanıma yolu ile bu karar Türkiye’de etki doğurabilir.
Yabancı mahkeme kararının Türkiye’de etki doğurabilmesi için tanıma kararı mı tenfiz kararı mı alınmasına gerek olduğu, kararın eda, tespit ya da inşaî olup olmamasında saklı değildir. Bahsi geçen kararın Türkiye’de etki doğurabilmesi icra edilebilir bir mahkeme kararı olup olmadığında saklıdır. Çünkü eğer karar icra edilebilir ya da bir diğer deyişle icra edilmesi gerekli bir kararsa bu defa yabancı mahkeme kararının tenfizi gereklidir. Vesayet konusundaki mahkeme kararlarının icra etmekle ilgili bir durumu yoktur. Bu tür kararlar için tanıma kararı alınması gereklidir.
Vasi tayinine ilişkin kararlar çekişmesiz yargı işlerindendir. Yani bu davalar aslında dava değil, yargı işidir; tarafları da yoktur, ilgilileri vardır. Çekişmesiz yargı işlerine de Türk hukukunda sulh hukuk mahkemeleri bakmaktadır. Fakat tanıma ve tenfiz davaları asliye hukuk mahkemesinin görev alanına girmektedir. Tanıma için aranan şartlar tenfiz için aranan şartlarla bir istisna dışında aynıdır. Bu istisna ise tanımada tenfizde olduğu gibi karşılıklılık koşulu aranmamaktadır.
Tenfiz için gerekli olan şartlar, 5718 sayılı Kanun’un 54. maddesinde sıralanmıştır. Buna göre:
- Yabancı mahkeme kararının bulunduğu devlet ile Türkiye arasında karşılıklılık (mütekabiliyet) esasına dayalı hukuksal bir işlem bulunmalıdır. Bu anlaşma olabileceği gibi kanun hükmü ya da fiili uygulama da olabilir.
- Yabancı mahkeme kararı, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda olmalıdır. Yargıtay
- Yabancı mahkeme kararı Türk kamu düzenine açıkça aykırı olmamalıdır. Tanıma ya da tenfiz kararının verilmesinden sonra yabancı mahkeme kararının Türkiye’de etki doğurması ile kamu düzenine açıkça aykırılık teşkil etmemelidir. Yabancı mahkeme kararının dayanağı olan hukuk kuralları Türk hukukunda olmayabilir ya da varsa bile Türk hukukuna aykırı olabilir. Fakat bu kararın tanınmaması ya da tenfiz edilmemesi için engel değildir. Tanıma ya da tenfiz kararı ile kamu düzenine açıkça aykırılık olmalıdır.
- Tenfiz isteyen kişinin yabancı mahkemedeki davaya çağrılmamış olmaması, temsil edilmiş olmaması, gıyabında hüküm verilmişse de gıyapta verilme için gerekli olan şartların oluşmaması, tenfiz istemine yönelik Türk mahkemelerinde itiraz edilmemiş
olması gerekmektedir.
Bu şartların aranabilmesi için önce kesinleşmiş bir yabancı mahkeme kararının bulunması gerekmektedir. Tenfiz için gerekli şartların bulunmasından sonra MÖHUK’un 50 vd. maddelerinde gerekli belgeler ve usul hakkında hükümler yer almaktadır.
Türk mahkemesi, tanıma ya da tenfiz kararı verirken yabancı mahkemenin verdiği kararın esasını incelemeyecektir. Yalnızca karar verebilmek için Kanunda sayılı şartların var olup olmadığını inceleyecektir.
- Vasi Tayininde Tanıma ve Tenfiz Uygulama ve Yargı Kararları

Yukarıdaki açıklarımızdan sonra vasi tayinine ilişkin verilen yabancı mahkeme kararlarının Türk hukukunda hüküm ifade edebilmesi için yürütülen süreçlerde yaşanan sorunlara değinmek gerekmektedir.
Uygulamada ve mahkeme kararlarında, genel olarak vasi tayinine ilişkin yabancı mahkeme kararlarının çoğunlukla kamu düzenine aykırılık nedeniyle veya Türk mahkemelerinin münhasır yetkisinin varlığı görüşü nedeniyle tanınmaması ya da tenfiz edilmemesi ile karşılaşılmaktadır.
Kamu düzenine açıkça aykırılık gerekçesinin gerçekten temellendirilmesi ve muhtemel neden ve sonuçlar hakkında çeşitli testler yapılarak doğru ya da doğruya yakın intibaının elde edilmesi gerekmektedir. Kaldı ki Yargıtay’ın 10.2.2012 tarihli E. 2010/1, K. 2012/1 sayılı İçtihadi Birleştirme Kararında yabancı mahkeme kararından bahsederek esasa uygulanan hukukun Türk Hukukundan farklı bulunması ya da Türk Hukukunun emredici kurallarına aykırı olması gibi nedenlerle yabancı kararın tenfiz istemi reddedilemez denilmektedir. Yargıtay’ın bu kararı 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 45. maddesi uyarınca diğer daire ve mahkemeler açısından bağlayıcıdır.
Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 26.9.2017 tarihli, E. 2017/2899, K. 2017/11513 sayılı kararında MÖHUK hükümlerinin yorumlanmasına ilişkin kısım için değerlendirme ölçüsünden bahsedilerek ölçü Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ihlal edilip edilmemesidir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kişilerin yararının gözetilmesini herşeyden üstün tutmaktadır denilmektedir. Yargıtay kararlarının kimisinde[3] yabancı mahkemede alınmış vesayet kararlarının Türkiye’de tanınmaması ya da tenfiz edilmemesi, kişinin konu hakkında ayrıca Türk mahkemelerinde dava açmak için uğraşacak olması durumunda, MÖHUK’un ve AİHS’deki adil yargılanmaya ilişkin hükümlerin amacına ters düşüleceğini vurgulamaktadır. AİHS’e göre kişinin menfaati üstün tutulmaktadır. Bu durumda Türk mahkemeleri de bunu göz önüne alarak karar vermelidir çünkü AİHS Türk hukukunun bir parçasıdır ve hükümleri Türk hukukunda aynen geçerlidir.
Yargıtay vesayete ilişkin kararlarında ehliyetin varlığı ya da yokluğu konusunda yabancı ilamın tanınabileceğini, vesayetin yönetimine ilişkin kararların idari nitelikte olması nedeniyle ilam olmadığından MÖHUK m.50/1 uyarınca tanınamayacağını ifade etmektedir.
Yargıtay bu görüşüne gelene kadar katı bir tutumda bulunmuş olup vesayete ilişkin kararların tamamının tanınamayacağına tenfiz edilemeyeceğine dair görüşünü dahi benimsemiştir. Gelinen aşamada Yargıtay’ın görüş değiştirdiği açıktır. Kaldı ki küresel ortak bir yaşama giden dünyada kırtasiyeciliklerin, usulleri zorlayıcı hususların önüne geçilmesi, herkes tarafından aynı ya da benzer kabul edilen durumların yine herkes için geçerli olmasını sağlamak için Yargıtay’ın daha da açık bir görüşte bulunması gerekmektedir.
Yargıtay 20 Hukuk Dairesi 26.11.2018 tarihli E. 2018/5596, K. 2018/7557 sayılı kararında vasi atanan kişinin kısıtlı adına gerekirse mallarını satabileceğini bu durumun tek başına kamu düzenine aykırılık teşkil etmeyeceğini ifade etmiştir. Somut olayda davacı vekili, vasiye muhtaç olan…’in müvekkilinin annesi olduğu, kendisinin rahatsız olup Alman makamlarınca kısıtlandığını, vasilik kararının Türkiye’de uygulanması için vesayet davasının tanınması-tenfizi gerektiğini, vasilik kararının tanınması- tenfizi akabinde kısıtlı adına gerekirse satmak veya kat karşılığı inşaat sözleşmesi yapmak için kısıtlı adına kayıtlı … Merkez Altuntabak mah. 313 pafta 4614 ada 11 parsel nolu taşınmaz üzerinden izin verilmesini talep ve dava etmiştir. Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, bu hususun tek başına kamu düzenine aykırılık oluşturmayacağı açıktır. Yargıtay’ın bu kararından da anlaşılacağı üzere vasi, kısıtlı adına kısıtlının mameleki üzerinde tasarrufta bulunabilir.
Vasi Tayinin Tanıma ve Tenfizinde Görevli ve Yetkili Mahkeme
Vesayet makamının sulh hukuk mahkemesi olması, vesayete ilişkin davaların çekişmesiz yargı işi olması, çekişmesiz yargı işlerinde görevli mahkemenin sulh hukuk mahkemesi olması nedeniyle yabancı mahkeme vasi tayini kararının tanıma ve tenfizinde görevli mahkemenin sulh hukuk mahkemesi olacağına dair bir karışıklık gündeme gelmektedir. Yargıtay, 15.10.2019 tarihli, E. 2017/1924, K. 2019/1060 sayılı Hukuk Genel Kurul kararında, MÖHUK’un 51/1. maddesi gereğince görevli mahkemenin asliye mahkemeleri olduğu ve görev hususu dava şartlarından olması nedeniyle yargılamanın her aşamasında kendiliğinden nazara alınması gerektiğinden; davanın asliye mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekirken sulh hukuk mahkemesince davaya bakılmış olması hatalıdır şeklinde içtihadı ile konu hakkındaki belirsizliklere son vermiştir. Bu durumda, yabancı mahkemelerin vasi tayini kararının tanınması davasında görevli mahkeme, asliye hukuk mahkemeleridir.
Asliye hukuk mahkemesinin vasi tayinine ilişkin kararı tanıması sonrası bu karar tıpkı Türk mahkemelerinde verilen bir karar olacağı için nasıl Türk Medeni Kanunu’na göre süreç yürütülüyorsa o şekilde süreç yürütülecek vesayet makamı sulh hukuk mahkemesi olacak, denetim makamı asliye hukuk mahkemesi olacaktır.
Yetkili mahkeme ise davacının Türkiye’deki yerleşim yeri mahkemesidir. Eğer Türkiye’de yerleşim yeri yoksa İstanbul, Ankara ve İzmir mahkemeleri yetkilidir.
Yararlanılan Kaynaklar ve Dipnot
- Güner, Cemil, Milletlerarası Özel Hukukta Yetişkinlerin Korunması Bağlamında Vesayet, Kısıtlılık ve Kayyımlık, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2022.
- Ekşi, Nuray, Yargıtay Uygulamasında Vesayete İlişkin Yabancı Kararların Tanınması Davalarında Karşılaşılan Sorunlar, Milletlerarası Hukuk ve Milletlerarası Özel Hukuk Bülteni, (38/1), Eylül 2018: 41-83.
- Nomer, Ergin, Devletler Hususi Hukuku, Beta Yayıncılık, İstanbul, 2021.
[1] Bkz. İki taraflı sözleşmeler için www. diabgm.adalet.gov.tr; Çok taraflı sözleşmeler 1961 Tarihli La Haye Sözleşmesi vd.
[2] Bahsi geçen hükmü yani Türk Medeni Kanunu’nun 406. maddesini Anayasa Mahkemesi 22.3.2023 tarihli kararı ile iptal etmiştir. Karar, kararın Resmî Gazete’de yayınlanmasından 9 ay sonra yürürlüğe girecektir.
[3] Y. 20. HD, E. 2018/5596, K. 2018/7557, T. 26.11.2018; Y. 8. HD, E. 2017/6609, K. 2018/1418, T. 25.1.2018; Y. 8. HD, E. 2017/6212, K. 2017/13546, T. 24.10.2017; Y. 8. HD, E. 2017/8099, K. 2018/405, T. 15.1.2018.
