- Sorumluluk Kavramı
Sorumluluk kavramı hakkında çeşitli hukuk sistemlerinde ve uygulamalarında oldukça farklı tanımlamalar yapılmaktadır. Ele alınan konu kapsamındaysa sorumluluğun kısaca bir kişinin, bir başkasının uğradığı zararı gidermekle yükümlü tutulmasını sağlayan hukuksal ilişki olarak tanımlanması mümkündür. Malpraktisten doğan sorumluluk yazımız konusudur.
- Hekimin Tıbbi Malpraktisten Doğan Hukuki Sorumluluğu
Tıbbi malpraktisten doğan zararlarda hekimin hukuki sorumluluğunun kapsamının belirlenebilmesi için öncelikle hekimle hasta arasında bulunan ilişki değerlendirilmelidir. Belirtilen ilişki, hekimin tıbbi malpraktisten doğan sorumluluğunun sınırını belirlediği gibi sorumluluğun tespitinde ve tazmininde uygulanacak hükümleri de göstermektedir. Bu değerlendirmede önem taşıyan husus, hekim ile hasta arasındaki ilişkinin sözleşme kaynaklı mı yoksa sözleşme dışı bir ilişki mi olduğudur.
Sözleşmesel ilişkiyi meydana getiren sözleşme, Türk Borçlar Kanunu (“TBK”) kapsamında düzenlenen vekalet, hizmet, eser sözleşmesi şeklindeki belirli sözleşmelerden biri olabileceği gibi sui generis bir sözleşme olması da mümkündür.
Hekim ile hasta arasında yer alan sözleşme dışı ilişkilerden doğan sorumluluğun kaynağını ise, vekaletsiz iş görme veya haksız fiil kurumu oluşturmaktadır.
2.1 Hekim ile Hasta Arasında Sözleşmesel Bir İlişkinin Olduğu Hallerde Sorumluluğun Kapsamı
Uygulamada ve doktrinde hekim ile hasta arasında yer alan sözleşmenin türü fark etmeksizin her sözleşme, hekimlik sözleşmesi olarak adlandırılmaktadır. Bir üst başlık açıklanırken belirtildiği gibi sözleşmenin türü yalnızca, hekimin sorumluluğunun kapsamını belirleme ve zararın tazmininde uygulanacak hükümleri tespit etme noktasında önem taşımaktadır.
Hekimle hasta arasında yer alan sözleşmenin türü bir vekalet sözleşmesi olduğunda, hizmet sözleşmesinde olduğu gibi taraflar arasında tam bir bağlılık ilişkisi olmasa da hem vekalet sözleşmesinden hem de TBK’nin genel hükümlerinden kaynaklı olarak hekimin hastaya karşı sadakat yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu yükümlülüğünün doğurduğu sonuç kapsamında tıbbi müdahale ve tedavi, -gereği gibi aydınlatılmış olması şartıyla ve kural olarak- hastanın açık talimatına uygun olarak gerçekleştirilmek zorundadır. Durumun şartları ve aciliyeti nedeniyle hastanın açık talimatına başvurulamayacağı hallerde, hastanın varsayılan iradesine dayanılması gerekmektedir.
Vekalet sözleşmesi hükümlerine paralel olarak hekimin tedavi ve müdahalenin sonucu hakkında garanti borcu olmasa da hekim, tüm tedavi ve müdahale sürecini özen ve dikkatle sürmek zorundadır. Her hastanın ve hastalığın bünyesinde barındırdığı çeşitlilikler nedeniyle tüm tedavi ve müdahale sürecini beklenen özen ve dikkatle sürdüren hekimin olumsuz netice alması tıp bilimi ilkelerine göre her zaman mümkündür. Bu halde hekimin, Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi’nin “Tabip ve diş tabibi, ilmi icaplara uygun olarak teşhis koyar ve gereken tedaviyi tatbik eder. Bu faaliyetlerinin mutlak surette şifa ile neticelenmemesinden dolayı, deontoloji bakımından muaheze edilemez.” şeklindeki 13. maddesi uyarınca neticeden sorumlu olmayacağı düzenlenmiştir.
Hekimle hasta arasında yer alan sözleşmesinin türü eser sözleşmesi olduğunda ise; eser sözleşmesi, vekalet sözleşmesinden farklı olarak hekime bir sonuç borcu yüklediğinden sorumluluğun kapsamı farklılaşmaktadır. Eser sözleşmesine dayanan tıbbi müdahale ve tedavilerin genel olarak aciliyet gerektirmemesi, hastanın rıza ve açık talimatlarına başvurma imkanlarının diğer hekimlik sözleşmesi türlerine göre daha geniş olması aynı zamanda hekimin sorumluluğunun kapsamını da genişletmektedir.
Eser sözleşmesi kapsamında gerçekleştirilen tıbbi müdahalelerde, aydınlatılmış onam ve olağan risk kapsamında meydana gelen komplikasyonlar haricinde hekim, hekimlik sözleşmesi kurulurken taahhüt ettiği sonucu -sözleşme kapsamında belirtilen niteliklerde-gerçekleştirme borcu altındadır.

Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin “Davacı, Daha düzgün ve dik durması için göğüslerine silikon taktırmak şeklinde estetik gayeyle davalıya başvurmuş olduğuna göre, estetik ameliyat yapılmak suretiyle istenilen ve kararlaştırılan amaca uygun güzel bir görünüm sağlanmasının taraflar arasındaki eser sözleşmesinin konusu olduğu açıktır. Burada sözleşme yapılmasının nedeni belli bir sonucun ortaya çıkmasıdır. Eser yüklenicinin sanat ve becerisini gerektiren bir emek sarfı ile gerçekleşen sonuç olup, yüklenici eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmek yükümlülüğü altındadır. Diğer yandan yüklenicinin borçları TBK’nın 471. maddesinde düzenlenmiş olup, “Yüklenici, üstlendiği edimleri iş sahibinin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle ifa etmek zorundadır. Yüklenicinin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alandaki işleri üstlenen basiretli bir yüklenicinin göstermesi gereken mesleki ve teknik kurallara uygun davranışı esas alınır.” Denilmiş olup, yüklenici olan hekimin de bu düzenlemeden de anlaşılacağı üzere edimini sadakat ve özenle ifa etmek yükümlülüğü bulunmaktadır. Yüklenicinin özen borcundan doğan sorumluluğunda benzer alanlardaki işleri üstlenen basiretli bir yüklenicinin göstermesi gereken mesleki ve teknik kuralların esas alınacağı da açıklanmıştır. Yine eser sözleşmesinin niteliği gereği yüklenici sonucu garanti etmiş sayılmalıdır. Komplikasyonlarda ise aydınlatma yükümlülüğü ve komplikasyon yönetiminin doğru yapılması yine yüklenicinin (hekimin) sorumluluğundadır. Somut olay değerlendirildiğinde, davacıya yapılan estetik müdahalenin sonucu itibariyle davacı iş sahibi yararına sonuç vermediği, memede başlangıçta amaçlandığı şekilde estetik açıdan daha düzgün ve dik durma olgusunun gerçekleşmediği anlaşılmaktadır. Bu durumda davalı hekimin edimini sözleşmeye uygun olarak gerçekleştirmediğinden ödenen bedel olan 5.178,00 TL’nin iadesi ile uygun görülecek oranda manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştur.”[1] şeklinde verdiği kararda, hekimin eser sözleşmesinden doğan netice borcunu açıklayıcı niteliktedir.
2.2 Hekim ile Hasta Arasında Sözleşme Dışı Bir İlişkinin Olduğu Hallerde Sorumluluğun Kapsamı
Hekimle hasta arasındaki sözleşme dışı ilişkiyi meydana getiren kurumlardan biri olan, vekaletsiz iş görme genel olarak acil müdahale gerektiren hallerde gündeme gelmektedir. Acil müdahale gerektiren ve hem hastanın rızasına hem de açık talimatına başvurulamayan hallerde hekim, hastanın varsayılan iradesine dayanarak müdahaleyi gerçekleştirmek ve vekalet sözleşmesi hükümlerinde olduğu gibi kendisinden beklenen dikkat ve özeni göstermekle yükümlüdür.
Esas olarak hekimin hastanın vücut bütünlüğü nezdinde gerçekleştirdiği her tıbbi müdahale, haksız fiil olarak nitelendirilmektedir. Müdahalenin bu haksız niteliğini ortadan kaldıran unsur, hasta tarafından müdahaleye gösterilen rızadır. Hekimin aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmemesi, hastanın ayırt etme gücünde sakatlıklar bulunması gibi nedenlerle hasta tarafından alınan rızanın geçersiz olması yahut hastadan -rıza alınması mümkün olmasına rağmen- rıza alınmadan müdahaleye girişilmesi halinde hekimin gerçekleştirdiği müdahale haksız fiil olarak kabul edilecek ve hekim -Türk Ceza Kanunu düzenlemeleri haricinde- TBK’nin 49 vd. maddeleri uyarınca sorumlu olacaktır.
Stj. Öğr. İlknur Aleyna Ayyıldız
Dipnotlar:
[1] Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, 4.3.2018 T., 2018/182 E., 2019/930 K.
Yararlanılan Kaynaklar:
Barlıoğlu, H. Cem, Defansif Tıp Hukuku Olarak Tıbbı Malpraktis, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2022.
İlgün, Kerem, Hekimin Hukuki ve Cezai Sorumluluğu, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2021.
Özdemir, S. Damla, Tıbbi Malpraktisten Doğan Cezai Sorumluluk, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2022.
