- Genel Olarak Malpraktis Kavramı
İngilizce ve Fransızca kökenli mal “kötü, yanlış” ve Fransızca kökenli pratice “pratik” sözcüklerinin birleşmesinden meydana gelen malpractice temel olarak “yanlış uygulama” anlamına gelmektedir. Daha detaylı bakarsak, herhangi bir meslek mensubunun, mesleğini icra ettiği sırada meydana getirdiği hatalı uygulama anlamına gelen malpraktis kavramı hatalı olsa da yalnızca tıp literatürüne ait bir kavrammış gibi algılanmakta ve kullanılmaktadır. Yazımızda, kavram açıklamamıza istinaden malpraktisten doğan sorumluluk konusunu inceleyeceğiz.
1.2 Tıbbi Malpraktis Kavramı
Hem malpraktis hem de tıbbi malpraktis kavramı Türk mevzuatı içerisinde tanımlanmamakla beraber 1.2.1999 tarihli Türk Tabipler Birliği Hekimlik Meslek Etiği Kurallarının 13. Maddesinde, malpraktis başlığıyla ve “Bilgisizlik, deneyimsizlik ya da ilgisizlik nedeniyle bir hastanın zarar görmesi ‘hekimliğin kötü uygulaması’ anlamına gelir.” şeklinde aslında tıbbi malpraktis kavramının tanımına yer verilmiştir [1].

Tıbbi malpraktis örnekleri ve tıbbi malpraktisten doğan sorumluluk halleri yazının devamında detaylandırılacak olsa da Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun “…Ağaçtan düşerek kolunu kıran davacı Devlet Hastanesine giderek tedavi olmak istemiş; davalı doktor tedaviye hemen başlamadığı ve görevini savsakladığı için hastanın durumu ağırlaşmış ve kangren olan kol, başka bir Devlet Hastanesinde, omuz hizasından kesilmiştir. Sağlık Bakanlığı müfettişlerince yapılan araştırma sonucu davalı doktorun zamanında gerekli tedaviyi yapmadığı, kusurlu olduğu saptanmış; ayrıca davalı doktor ceza mahkemesinde yargılanıp TCK.459/2.maddesine göre cezalandırılmış ve mahkemenin kararı onanıp kesinleşmiştir…” şeklinde verdiği karar [2], tıbbi malpraktisin kapsamını temel olarak ifade etmektedir.
1.3. Tıbbi Malpraktis ve Komplikasyon Kavramları Arasındaki Fark
Sağlık hukuku kapsamında özellikle meydana getirilen uygulamanın hukuki sonucunu belirlemek adına, komplikasyon ve tıbbi malpraktis kavramları arasındaki fark büyük önem taşımaktadır. Bu iki kavram arasındaki temel fark, öngörülebilirlik unsuru üzerine temellenmektedir. Yukarıda da belirtildiği gibi bilgisizlik, deneyimsizlik, özensizlik nedeniyle meydana getirilen hatalı tıbbi uygulama, tıbbi malpraktise sebebiyet verirken; yapılan müdahale veya tedavi sonucunda tıbbın genel ilkeleri çerçevesinde kabul edilen normal risk ve sapmalar nedeniyle oluşan zararlar komplikasyonu meydana getirmektedir. Başka bir söylemle komplikasyon, izin verilen risk kapsamında meydana gelen tıbbi sorun ve zararlardır.
Yapılan ayrımın en önemli hukuki sonucu, tıbbi uygulama nedeniyle meydana gelen zararlardan dolayı hekimin sorumluluğunun belirlenmesi noktasında ortaya çıkmaktadır. Doğaldır ki her tıbbi uygulama bünyesinde farklı oranlarda risk barındırdığından; hasta, hekim tarafından meydana gelmesi muhtemel olan komplikasyonlar hakkında aydınlattığı ve bu husus nezdinde geçerli rızasının alındığı hallerde -kural olarak- hekimin sorumluluğu ortadan kalkacaktır.
Gerek komplikasyon hallerinin çok çeşitli olmasından gerekse de her hasta bünyesinde farklı nitelikler barındırdığından, her komplikasyon için ayrı ayrı aydınlatma ve onay alma olanağı mümkün olmasa da hastalığın meydana gelme olasılığı en yüksek olan komplikasyonlar hakkında bilgilendirilmesi hekimin sorumluluğunun ortadan kalkması için yeterli olacaktır. Ayrıca hayatın olağan akışı gereği bazı durumlarda hem hızlı müdahale gerekliliğinden hem de hastanın bilinç durumundan dolayı hastanın aydınlatılması ve rızasına başvurulması mümkün olmamakta, bu hallerde de hasta için yarar/zarar dengesi göz önünde tutularak hastanın varsayılan rızasına dayanılmalıdır. [3]
- Tıbbi Malpraktistin Ortaya Çıkış Halleri ve Türleri
Tıbbi hataların, tedavi sürecinin öncesinden başlayarak tedavi sonrasını da içerisine alan uzun bir zaman aralığında ortaya çıkması mümkündür. Bu uzun süreç içerisinde ortaya çıkması muhtemel tıbbi malpraktis çeşitlerini kategorize etmek, hekimin sorumluluğunun belirlenmesi kapsamında faydalı olmaktadır.
2.1. Sağlık Kurumunun ve/veya Tedavi Hizmetinin Organizasyonunda Hata
2219 sayılı Hususi Hastaneler Kanunu ve Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliği kapsamında, sağlık kurumlarının hangi oranda ve nasıl bir donanıma sahip olmaları gerektiği hüküm altına alınmıştır.
Sağlık kurumu aracılığıyla gerçekleştirilen müdahaleden, ilgili sağlık kurumu birinci derecede sorumlu tutulmaktadır. Bu nedenle sağlık kurumları, belirtilen mevzuatı da dikkate alarak sağlık kurumunun büyüklüğü ve türüne göre bulundurması gereken personel, teknik cihaz, ameliyathane gibi hizmeti bünyesinde hazır tutulmalıdır.
2.2. Teşhis Hatası
Bir kişinin yakındığı bulguların değerlendirilerek, içerisinde bulunduğu hastalık ve durumun belirlenmesi tıbbi eylemi, teşhis olarak adlandırılmaktadır. Tıp bilimi kapsamında %100 oranında teşhis imkânı mümkün olmasa da uzmanlık alanına göre hekimin, en isabetli teşhiste bulunma yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu yükümlülüğün yerine getirilmesi için hekim tarafından öncelikle hastanın ve hastalığın detaylı öyküsüne (anamnez) başvurulması, ardından alınan öyküye uygun tetkik yöntemlerine başvurması gerekmektedir. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin “Hastanenin hastada mevcut kırığı teşhis edememesinde kusurlu olup olmadığının tespitinde sadece olay günü çekilen eski filmlere bakılarak teşhis konulmasının ve ileri tetkik yapılmamasının, hastanın durumu göz önüne alındığında (hasta, ağrılar içinde ve yürüyemez halde ambulansla hastaneye getirilmiştir) kusur sayılıp sayılmayacağının belirlenmesi için rapor alınması gerektiği” şeklindeki kararı, açıklanan teşhis yükümlülüğünü ifade etmektedir.
2.3. Tedavi ve Sonrası Yükümlülüklerin İhlal Edilmesi
Hastaya konulan teşhis sonrasında hekimden beklenen, tıp biliminin gereklerine uygun olarak tedavinin gerçekleştirilmesidir. Teşhis uygulamasında olduğu gibi tedavide de hekimin %100 oranında başarı göstermesi mümkün olmasa da hekim, teknoloji ve tıp biliminin geliştirdiği tedavi yöntemlerinin en makul olanına başvurarak uzmanlık alanı ve hastanın öyküsüne uygun tedaviyi gerçekleştirmekle yükümlüdür.
Stj. Öğr. İlknur Aleyna Ayyıldız
Dipnotlar:
[1] https://www.ttb.org.tr/kutuphane/h_etikkural.pdf
[2] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 26.09.2001 T., 2001/4-595 E., 2001/643 K.
[3] Özellikle ceza hukuku kapsamında sıklıkla kullanılan ve izin verilen risk görüşüyle temellendirilen varsayılan rıza kurumu; ilgilinin gerçek iradesine başvurulamadığı durumlarda, yine ilgilinin menfaati göz önünde tutularak kendisinin rızasına başvurulsaydı da rıza vereceğinin kabul edilmesi şeklinde ifade edilebilir.
Yararlanılan Kaynaklar:
Barlıoğlu, H. Cem, Defansif Tıp Hukuku Olarak Tıbbı Malpraktis, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2022.
İlgün, Kerem, Hekimin Hukuki ve Cezai Sorumluluğu, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2021.
Özdemir, S. Damla, Tıbbi Malpraktisten Doğan Cezai Sorumluluk, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2022.
