İçeriğe geç
Anasayfa » TCK’daki Çevreye Karşı Suçlar

TCK’daki Çevreye Karşı Suçlar

Av. Prof. Dr. Gülsün Aygörmez

TCK kapsamında dört adet çevre suçu bulunmaktadır. Bunlar TCK m. 181 çevrenin kasten kirletilmesi, TCK m. 182 taksirle kirletilmesi, TCK m. 183 gürültüye neden olma suçu, TCK m. 184 imar kirliliğine neden olma suçudur.

TCK m. 181/1 kapsamındaki çevreyi kasten kirletme suçuna göre, ilgili kanunlarla belirlenen teknik usûllere aykırı olarak ve çevreye zarar verecek şekilde, atık veya artıkları toprağa, suya veya havaya kasten veren kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Fıkrada sözü edilen “ilgili kanunlarla belirlenen teknik usullere aykırılık” hali; 2872 sayılı Çevre Kanunu, 3213 sayılı Maden Kanunu gibi kanunların, kapsadıkları alanlarla ilgili olarak “çevreyi kirletmeme” ilkesi gereğince çerçeve olarak benimsedikleri düzenlemelere dayanılarak oluşturulan yönetmeliklerde açıklanan ve somut olayın özelliklerine göre değerlendirilecek olan, arıtma, depolama, imha etme, taşıma, koruma, alıcı ortama verme, uzaklaştırma gibi hususlar bakımından öngörülen yükümlülüklere aykırı davranmayı ifade etmektedir.[1] Çevreye zarar verecek şekilde kavramı ise, “gerçekleşen somut bir zararı” değil, “zarar vermeye elverişliliği, zarar ihtimalinianlatmaktadır.[2] Bu minvalde bu suç bir potansiyel tehlike suçudur.[3] Atık, herhangi bir faaliyet sonucunda oluşan, çevreye atılan veya bırakılan her türlü madde; alıcı ortam ise hava, su, toprak ortamları ve bu ortamlarla ilişkili ekosistemler; artık ise bir maddenin tüketimi, kullanımı ya da harcanmasından sonra artan, geriye kalan kısım olarak tanımlanmaktadır.[4] Alıcı ortam, kava, su, toprak ortamları ile bu ortamlarla ilişkili ekosistemlerdir (Çevre Kanunu m. 2). Yargıtay birçok kararında[5] isabetli olarak atık/artıkların bırakıldığı alıcı ortamın net bir şekilde tespit edilmesini aramaktadır.

TCK m. 181/2 kapsamında atık veya artıkları izinsiz olarak ülkeye sokan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmaktadır. Atık turizmi suçu olarak nitelendirile suç soyut tehlike suçu niteliğinde olduğundan, tipikliğin oluşması için ayrıca bir zararın doğmuş olması aranmaz. İzin bu suçta önemli bir hukuka uygunluk sebebidir. İzinle alâkalı mevzuatın başında, 1994’te taraf olunan Basel Sözleşmesi, Çevre Kanunu’nun 13. maddesi (“Tehlikeli Kimyasallar ve Atıklar” başlığı 13. maddede, Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı’nın bazı yakıtların, maddelerin, atıkların, tehlikeli kimyasallar ile bu kimyasalları içeren eşyaların ithâlini, Bakanlığın görüşünü alarak yasaklayabileceği veya kontrole tâbi tutabileceği belirtilerek, tehlikeli atıkların ithalatının yasak olduğu ifâde edilmiştir), Tehlikeli Atıkların Kontrolü Yönetmeliği, Tehlikeli Atık Taşınımı Genelgesi vs. gelmektedir. Bu bağlamda örneğin Tehlikeli Atıkların Kontrolü Yönetmeliği’nin “Atık taşıyıcılarının lisans alma zorunluluğu” başlıklı 13. maddesine göre “Atık taşımak isteyen gerçek ve tüzel kişiler tehlikeli atık taşıma lisansı almak üzere (EK 18) de yer alan bilgi ve belgelerle, valiliğe başvurmak zorundadır. Lisans, başvuran firmaya ve araca verilir. Lisans alan firma 11.7.1993 tarihli ve 21634 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Tehlikeli Kimyasallar Yönetmeliğinin (Ek 4) de yer alan tehlikeli atık işaretlerini araçlarında kullanmak zorundadır. Bu hükümler sadece kara taşıtları için geçerlidir. Deniz, hava ve demiryolu taşımacılığı için bu amaçla uygulanan ulusal ve uluslararası kabul görmüş taşımacılık kuralları uygulanır. Taşımanın karayolu ile yapılması hâlinde, 10.7.2003 tarihli ve 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanununda tehlikeli maddelerin karayoluyla taşınmasına ilişkin hususlar doğrultusunda, ilgili valilikten alınacak taşıma lisansının yanı sıra, şehirlerarası taşıma faaliyetlerinde bulunacak gerçek ve tüzel kişiler Karayolu Taşıma Kanunu uyarınca Ulaştırma Bakanlığından yetki belgesi almak zorundadır. Lisans üç yıl için geçerlidir ve bu süre sonunda yenilenmesi gerekir. Lisans alan ancak taşımacılıkta öngörülen standartlara uymayan firmaların lisansları valilikçe iptal edilir.

TCK m. 181/3 kapsamında atık veya artıkların toprakta, suda veya havada olumsuz özellik göstermesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza iki katı kadar artırılır. TCK m. 181/4’e göre bir ve ikinci fıkralarda tanımlanan fiillerin, insan veya hayvanlar açısından tedavisi zor hastalıkların ortaya çıkmasına, üreme yeteneğinin körelmesine, hayvanların veya bitkilerin doğal özelliklerini değiştirmeye neden olabilecek niteliklere sahip olan atık veya artıklarla ilgili olarak işlenmesi hâlinde, beş yıldan az olmamak üzere hapis cezasına ve bin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.

TCK m. 181/5 iki, üç ve dördüncü fıkradaki fiillerden dolayı tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunacağını öngörmektedir. Burada dikkat çekilmesi gereken husus, tüzel kişilere karşı uygulanabilecek güvenlik tedbirlerinin birinci fıkradaki çevreyi kirletme suçunu içermeyecek olmasıdır. Ancak fiiliyle Çevre Kanunu’na da muhalefet edilmesi durumunda bu Kanun hükümleri çerçevesinde faaliyetin dururdurulması tedbirine başvurulması söz konusu olabilecektir.

TCK m. 182, çevrenin taksirle kirletilmesi suçunu düzenlemektedir. Çevreyi kasten kirletme suçunda tanımlanan unsurların burası için de geçerli olduğu hükme göre çevreye zarar verecek şekilde, atık veya artıkların toprağa, suya veya havaya verilmesine taksirle neden olan kişi, adlî para cezası ile cezalandırılır. Bu atık veya artıkların, toprakta, suda veya havada kalıcı etki bırakması hâlinde, iki aydan bir yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. İkinci fıkraya göre insan veya hayvanlar açısından tedavisi zor hastalıkların ortaya çıkmasına, üreme yeteneğinin körelmesine, hayvanların veya bitkilerin doğal özelliklerini değiştirmeye neden olabilecek niteliklere sahip olan atık veya artıkların toprağa, suya veya havaya taksirle verilmesine neden olan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

TCK m. 182, TCK m. 181 ile büyük ölçüde örtüşmekle birlikte, iki madde arasında bazı farklılıklar da bulunmaktadır. Bunlardan en önemlisi suçun kasıtlı hâlinde geçen “ilgili kanunlarla belirlenen teknik usûllere aykırı olarak” unsuruna, suçun taksirli hâlinde yer verilmemiş olmasıdır. Bu düzenleme gereği taksirde özene aykırılığa kaynak teşkil edecek dikkat ve özen kuralları, kanundan doğabileceği gibi genel yaşam tecrübelerinden de doğabilmektedir. Kanun koyucunun sorumluluğu mevcut yasal düzenlemelerle sınırlandırmamış olması, çevre suçluluğu ile mücadele bakımından isabetlidir. Taksirli çevreyi kirletmeyi kasten kirletmeden ayıran önemli bir diğer husus ise, kasten çevreyi kirletme suçunun iki, üç ve dördüncü fıkrasındaki fiillerden dolayı tüzel kişiler hakkında uygulanabilecek güvenlik tedbirlerine, taksirli çevreyi kirletme bakımından başvurulamayacak olmasıdır.

TCK m. 183 içerisinde gürültüye neden olma suçu düzenlenmiştir. Buna göre ilgili kanunlarla belirlenen yükümlülüklere aykırı olarak, başka bir kimsenin sağlığının zarar görmesine elverişli bir şekilde gürültüye neden olan kişi, iki aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. TCK m. 183 sadece kasten sağlığa zarar vermeye elverişli gürültüye neden olunmasını cezalandırmaktadır. İlgili kanunlarla belirlenen yükümlülüklere aykırı olma tipiklik içerisinde yer alan ve tipikliği yaratan maddî unsur olup, “ilgili kanunlar” kavramından gürültü kontrolüne yönelik olan her türlü yazılı mevzuat anlaşılmaktadır. Bunlarında başında Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliği gelmektedir.

TCK m. 184, imar kirliliğine neden olma suçunu norma bağlamaktadır. Buna göre yapı ruhsatîyesi alınmadan veya ruhsata aykırı olarak bina yapan veya yaptıran kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Yapı ruhsatîyesi olmadan başlatılan inşaatlar dolayısıyla kurulan şantiyelere elektrik, su veya telefon bağlantısı yapılmasına müsaade eden kişi, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır. Yapı kullanma izni alınmamış binalarda herhangi bir sınaî faaliyetin icrâsına müsaade eden kişi iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Üçüncü fıkra hâriç, bu madde hükümleri ancak belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tâbi yerlerde uygulanır. Kişinin, ruhsatsız ya da ruhsata aykırı olarak yaptığı veya yaptırdığı binayı imar plânına ve ruhsatına uygun hale getirmesi hâlinde, bir ve ikinci fıkra hükümleri gereğince kamu davası açılmaz, açılmış olan kamu davası düşer, mahkûm olunan ceza bütün sonuçlarıyla ortadan kalkar. İkinci ve üçüncü fıkra hükümleri, 12 Ekim 2004 tarihinden önce yapılmış yapılarla ilgili olarak uygulanmaz.

Çevreye karşı suçlar içerisinde imar kirliliği suçlarının öngörülmesi yerindedir. İmar kirliliğine neden olan kaçak yapılarla mücadelede ve özellikle cezaî yaptırım öngörmekte geç bile kalınmıştır. Kaçak yapıyla mücadele sadece estetik kaygılar barındıran görüntü kirliliği ile mücadeleye ya da idare hukukunu korumaya indirgenmeyecek önemli bir konudur. İmar kirliliği, verimli – verimsiz arazi, yeşillik – kurak alan, sahil – kara demeden bölgeleri katletmekte, böylelikle de doğal bitki örtüsüne ve toprağa büyük zararlar vermektedir. Bu da uzun vadede bölgede yaşayan canlıları olumsuz etkilemekte, birçok canlı ya yok olmakta ya da beton yığınları arasında yaşamaya mahkum edilmektedir. Dolayısıyla imar kirliliği suçunun toprağın ve toprakta yaşamını sürdüren canlıların başta olmak üzere çevrenin korunmasında önemli bir yeri vardır.